Erythrai Dağından Bakış

Erythrai: Çeşme merkezine 27 Km. uzaklıkta küçük adacıkları olan güzel bir koyun üzerinde kurulmuştur. Arkeolojik kalıntılarda M.Ö. 3000 de Erythoros yönetiminde olan kolonistler tarafından kurulduğu anlaşılmaktadır. Şehrin kuruluşunu müteakip bir süre krallıkla yönetildiği bilinmektedir. M.Ö. 7. y.y. da iyon şehirleri arasında oluşturulan dini ve siyasi birlik olan “Panionion” a girmiştir. Pers egemenliğinden kurtulmak için gerek Yunanistan`daki ve gerekse Anadolu`daki şehirlerin sık sık girişimlerde bulundukları bilinmektedir.

Nitekim Erythrai de Grek donanmasının yakılması ve başarısızlıkla sonuçlanan Lade Deniz Harbine (M.Ö. 494) iştirak etmişler ve daha sonra Attik-Delon Deniz birliğne de katılmıştır. M.Ö. 4 y.y da Karia`daki Pers satrapı Mausolos`a ile de dostane ilişkilerinin olduğunu, öyle ki Erythrai`liler Mausolos`a duydukları şükran hissininbir ifadesi olarak onun Tunç`tan yapılma, altın saçlı heykelini de Agoraya dikmişlerdi. Perslerle Mausolos dolayısıyla olan bu yakınlaşma Erythrai`lilerle byük ilişkileri bulunan Atameus Kralı Hermias`ın M.Ö. 345 de Perslere karşı harekete geçmesiyle bozulmuş, otonomisini kaybetmiş, ancak M.Ö. 334 de İskender`in şehri almasıyla bağımsızlığa kavuşmuştur. M.S ki asırlarda Erythrai hakkında pek bilgi bulunamamaktadır. Önemini de yitirdiği için, Bizans egemenliğinde köy hüviyetine girmiştir. On birinci asra kadar Ephesos metropolitine bağlı piskoposluk şeklinde görülen Ertyhrai`nin Çaka Bey`den sonra Türk egemenliğine girdiği bilinmektedir. Kesin olarak Türk egemenliğine girdiği 1336 dan sonra Erythrai, Erythre, Rhtrai Lythri şeklinde değişiklikler gösteren bu yerleşme yeri, 16.y.y.`dan sonra İlderen ve Ildırı halini almıştır.
Kaynaklardan Erythrai akropolünde Athena mabedinin bulunduğu bilinmektedir. Yapılan kazılarda mabedin kendine ait mimari eleman çıkmamış olmakla beraber Arkaik devre ait altın fildişi , bronz ve fayanstan mamul bir çok küçük eserle, birinci sınıf işçilik gösteren vazo parçaları, heykel ve heykelcilikle ilgili adak eserleri bulunmuştur. Akropolün batı eteğinde köyün evleri ile düz alan arasında resmi Agoranın bulunması kuvvetle muhtemeldir. Antik kaynaklardan öğrendiğimize göre Agora`da Artemisia`nın altın çelenkli heykelinin bulunduğunu öğrenmekteyiz. Ancak şu anda bunun yeri belli değildir. Erythrai`den çıkarılan taşınabilir eserlerin tümü İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

erythrai-dagi.jpg

Ilıca Sahili

2 Km`ye yakın uzunluktaki geniş ve beyaz kumlu plajları, nitelikli konaklama tesisleri ve termal olanaklarıyla Çeşmenin en büyük ve popüler turizm merkezidir.

Deniz`in içinden kaynayan sıcak termal suları, ılıca plajını ve yöredeki diğer plajları büyük birer termal havuz haline getirir. Ilıca`daki büyük, küçük konaklama tesisleri, yoğun bir turist kapasitesinin ihtiyacını karşılayabilecek durumdadır. Ilıca`nın önemini arttıran en önemli husus, termal olanaklarıdır. Birçok küçük, otel ve pansiyonlarda bile kaplıca suyu vardır.

Çeşme plajlarının ve özellikle ılıca plajının en önemli özelliklerinden biri de, kıyıdan denize doğru yaklaşık yüz metrelik bir şeridin insan boyunu geçmeyecek derinlikte olmasıdır. Sığ sularda, özellikle termal kaynaklarla beslenen sularda ultraviyole ışınlarının insan sağlığına çok daha fazla yararlı olduğu bilimsel bulgularla kesinleşmiştir. Bunların yanı sıra , bu plajlardan çocukların yararlanma olanakları, sağlık ve can güvenliği bakımından elverişlidir. Ilıca`nın en büyük konaklama tesisi bu plajın kenarında yer almaktadır. Aynı zamanda Turizm Bakanlığından belgeli bir tesistir.

ilica-sahili.jpg

Deniz Kıyısından Görünüş

Çeşme’nin Çay Bahçeleri

ÇEŞME: İlk çağda CYSSUS adıyla bilinen Çeşme, Anadolu’nun batı kıyısında MÖ.1000 yıllarında tahmin edilen 12 İyonya kentinden biri olan Erythrai (ERİTRE)’nin Ildırı İskelesiydi.Bu nedenle Çeşme’nin tarihi ile bir arada ele alınması gerekir. Bugün arkeolojik ve turistik yönden büyük önem taşıyan ERİTRE,MÖ.7. ve 8. Yüzyıllarda büyük bir iktisadi güce sahip olmuştur.

Bu dönemde kent,Doğu Akdeniz ve özellikle Kıbrıs ile ticari ilişkilerde bulunuyor ve (CHIOS) -SAKIZ adası ile birlikte esir ve şarap ticaretini elinde tutuyordu. 

MÖ.2.yüzyılda kent , Bergama krallığına ,daha sonra da Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Romalılar zamanında Çeşme yöresi CYSSUS adını almıştır.Roma imparatorluğu ikiye bölününce Bizans topraklarında kalan ERİTRE,önemini kaybetmiş,özellikle Put’a ve çok Tanrılı dinlere karşı olan inancın güçlendiği dönemde,kentteki antik yapıların çoğu yıkılıp yakılmıştır.

Ortaçağda Bizans İmparatorluğu’na bağlı olan ERİTRE ve Çeşme Yöresi ilk olarak ÇAKA BEY zamanında Türklerin eline geçmiştir.M.S. 1081 de Birinci Kılıçaslanın kayınbabası ÇAKA BEY tarafından Selçuklular devrinde KLOZEMENE Yarımadası ele geçirilmiştir. Osmanlılar zamanında Yıldırım Beyazıt tarafından yeniden Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanan kent 1402 Ankara Savaşından sonra Timur tarafından tekrar Aydınoğullarına bağlanmış,1422 yılında yeniden Osmanlılara geçmiştir. Birinci Dünya Savaşından sonra yurdumuzun paylaşılmasıyla Çeşme Yunanlılar tarafından işgal edilmiş, fakat Kurtuluş Savaşı’nda,Fahrettin Altay Paşa birlikleri tarafından,16 Eylül 1922′de düşman işgalinden kurtarılmıştır. İlçenin adından da anlaşılacağı gibi birçok tarihi Çeşme’yi bünyesinde barındırmaktadır.

ÇEŞME – KALE

Çeşme kalesi, 1508 yılında Osmanlı Padişahı 2. Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Kalenin ilk inşaatı tam deniz kıyısına yapılmıştı. Ancak, sonraki yıllarda denizin doldurulması sonucu bugünkü halini almıştır. Kale ve Liman, ticaret ve savaş gemilerini kötü hava koşullarına ve düşman saldırılarına karşı korumaktaydı. Kalenin güney kapısı, Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşımaktadır. Kale içinde müze mevcut olup, müzede Ildırı (Eritre)’den çıkarılan arkeolojik eserler sergilenmektedir.

cesme-kiyi.jpg

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »
Counter